2026 yılının başında, Türkiye Taekwondo Federasyonu faaliyetlerini yoğun bir takvimle sürdürürken, sporcular hedefleri doğrultusunda sahada mücadele etmektedir. Bu süreçte antrenörler, kulüp yöneticileri, genel kurul delegeleri, Taekwondo kökenli akademisyenler ve camianın diğer paydaşları gelişmeleri yakından izlemekte; gözlem, destek ve eleştirilerini çoğunlukla sosyal medya üzerinden paylaşmaktadır. Bu görünürlük kıymetlidir; ancak tartışmaların kişisel düzleme indirgenmeden, Taekwondo’nun ülkemizdeki kurumsal yapılanmasına katkı sunacak bir içerik ve üslupla yürütülmesi esastır.
“Taekwondoya Sahip Çık” hareketi, uzun süredir bu tartışma alanında etkili bir aktör. Bugün olduğu kadar dün de var olan; geniş bir destekçi ve takipçi tabanına sahip; yalnızca kendi mensuplarının değil, tüm Taekwondo camiasının haklarını savunduğunu iddia eden bir sivil inisiyatif olarak dikkat çekmektedir. Bu platformda yapılan açıklamalara verilen yorumların, tartışma Taekwondo’ya katkı sunduğu ölçüde yer bulması önemlidir. Amaç, kişileri değil sistemi konuşmak olmalı. Zaman zaman seviyeyi düşüren çıkışlar görüyoruz; ancak bu, asıl meseleyi gölgelememeli. Kurumsal akıl, bu tür savrulmaları değil, yapıcı eleştiriyi merkeze almalıdır.
Taekwondo, bu ülkede büyük bir birikim yarattı. Bu büyüklük, çok sayıda başarılı sporcu, antrenör ve yönetici yetiştirmiş olmanın sonucu. Böyle bir camiada, daha iyisini yapma iddiası taşıyan aktörlerin varlığı olağandır ve yönetimler tarafından tehdit değil, fırsat olarak görülmelidir. Yönetimlerin eleştiriye kapalı değil, eleştiriden beslenen bir anlayış geliştirmesi camianın yararınadır. Bu eleştirilerin yalnızca iki yılda bir yapılan mali genel kurul dönemlerine sıkıştırılması yerine, süreklilik arz eden şeffaf iletişim kanallarıyla ele alınması gerekir.
Geçmişte, “bizden misin, değil misin” diliyle yürüyen tartışmaların camiayı nasıl yorduğunu mevcut federasyon yönetimi dahil hepimiz yaşadık. Bugün beklenti; bu kısır döngüyü kırmaktır, rekabetin polemik diliyle değil, sportif centilmenlik içinde yürütülmesidir. Bu dönüşümde en büyük sorumluluk, genel kurul delegelerinin emanet oylarıyla yetkilendirdiği mevcut yönetime aittir; zira icra makamı oradadır. Ancak, mevcut federasyon yönetiminin ve bazı destekçilerinin hali hazırda sergilediği, eleştiriye tahammül eşiği düşük yönetim pratikleri, camia içinde gereksiz kutuplaşmaları derinleştirme riski içermektedir. Bu da camianın bütünleşmesine değil, daha da ayrışmasına neden olabilir.
Bu arada “sadece eleştiriyorsunuz, çözüm öneriniz ne” türünden yorum yapan dostlara, hatırlatmak isterim:
Daha geçen sene, 2025 Mayıs ayında, İzmir’ de, Ulusal ve Uluslararası düzeyde spor ve diğer farklı bilim dallarından önemli düzeyde katılımın olduğu bilimsel bir atmosferde, Uluslararası Toplum Araştırmaları Kongresinde, Kongre Başkanı değerli dostum Prof. Dr. Fikret Ramazanoğlu öncülüğünde, benimde başkanlığını yürüttüğüm, “Bir Taekwondo Çalıştayını” ilk kez Türkiye’ de gerçekleştirildik. Bu çalıştay, ortak akıl arayışının somut bir örneğidir. Zannedersem, böyle bir çalıştayı gerçekleştirmek ve bu çalıştaya katılanların görüşleri ve kararları doğrultusunda, Taekwondo Federasyonunu katılımcılarla hep beraber yönetme iddiası mevcut federasyon yönetiminin seçim öncesi vaadiydi. “Daha önceki ilklerimiz gibi, Türkiye’de ilk Taekwondo Çalıştayını gerçekleştirmek yine ekibimize nasip olmuş.”
“Sadece eleştiri değil, yol gösterin” diyenler için, yakında federasyonun yönetim performansını geliştirmeye yönelik önerilerimi paylaşacağım.”
Sevgilerimle.










