Türk Taekwondosu son yirmi iki yılda iki federasyon başkanı gördü. 2003-2024 yılları arasında isimler değişti, yönetimler değişti; ancak camianın konuştuğu başlıklar neredeyse hiç değişmedi.
Milli takım tercihleri, görevlendirmeler, yönetim anlayışı, şeffaflık ve etik ilkeler…
Bu tartışmalar yıllarca gündemde kaldı ve bugün ise aynı rahatsızlıklar yalnızca farklı başlıklar altında yeniden konuşuluyor.
Kulüpler liyakati sorguluyor. Antrenörler görevlendirmeleri, hakemler yönetim anlayışını tartışıyor. Sporcular ve aileleri, karar süreçlerinde yeterince şeffaf davranılmadığını söylüyor. Müsabaka takvimleri, son dakika değişiklikleri, kurul ve komisyon tercihleri, federasyonun camiayla kurduğu iletişim dili birçok platformda eleştiriliyor.
Her eleştiri doğru olmayabilir; bazı değerlendirmeler haksız da olabilir. Ancak bu kadar geniş bir kitlenin, yıllardır aynı başlıklarda aynı soruları sorması görmezden gelinebilecek bir durum değildir.
İşte tam burada asıl soruyu sormamız gerekiyor: Neden yirmi iki yıldır aynı tartışmaları yaşıyoruz?
Bir yönetim gidiyor, bir başka yönetim geliyor; ama konuşulan başlıklar yerinde duruyor. Bu tablo bize çok temel bir gerçeği gösteriyor: Sorun yalnızca kişiler değildir. Sorun, kişilerin iyi niyetine terk edilmiş, sınırları yeterince çizilmemiş bir yönetim modelidir.
Yetkilerin açık tanımlanmadığı, liyakat ölçütlerinin yazılı ve bağlayıcı olmadığı, görevlendirmelerin objektif esaslara dayanmadığı, denetimin güçlü işlemediği ve hesap verebilirliğin güvenceye alınmadığı bir yapıda hangi başkan gelirse gelsin benzer tartışmalar yeniden doğacaktır. Dün eleştirilen uygulamaların önemli bir bölümü bugün de eleştiriliyor. Yarın başka bir yönetim geldiğinde de aynı sistem sürdükçe yine eleştirilecektir.
İşte bu yüzden Ana Statü değişikliği, herhangi bir isme karşı yürütülen bir mücadele değildir. Tam tersine, iyi niyetli olduğuna inanan her federasyon başkanının en güçlü dayanağı sağlam bir Ana Statü’dür.
Çünkü güçlü bir Ana Statü; kişisel takdir alanını daraltır, keyfî uygulama iddialarının önünü keser, liyakati güvenceye alır, şeffaflığı zorunlu kılar ve hesap verebilirliği kurumsallaştırır.
Önceki dönem federasyon başkanlarımızdan Cengiz Yağız’ın uzun süredir dile getirdiği Ana Statü düzenlemesi çağrısının özü de tam olarak budur. Federasyonumuzun yönetimi, kişilerin karakterine göre şekillenmemelidir. Bir başkanın adil ya da adaletsiz, iletişimi güçlü ya da zayıf olması, kurumsal yapının kaderini belirlememelidir. Çünkü kurumlar kişilere göre değil, kurallara göre yaşar.
Federasyon başkanları yaklaşık üç yüz delegenin oyuyla seçilir. Ama seçildikleri gün yalnızca o delegelerin değil; binlerce kulübün, on binlerce sporcunun, hakemlerin ve antrenörlerin, kısacası bütün Taekwondo ailesinin başkanı olurlar. Bunun gereği de tüm camiaya eşit mesafede duran, objektif kriterlerle çalışan ve her kararını açıklayabilen bir yönetim anlayışıdır. Bunu sağlayacak olan ise kişilerin vaatleri değil, Ana Statü’nün açık hükümleridir.
Bugün yapılacak doğru bir Ana Statü reformu, yalnızca mevcut yönetimi değil, gelecekte göreve gelecek bütün yönetimleri de bağlayacaktır. Gerçek değişim işte budur.
Bizim meselemiz kişiler değil; kişilere göre değişmeyen bir federasyon yapısı olmasıdır.
Türk Taekwondosu, başarısını yalnızca madalyalarla değil; adalet, liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle de taçlandırmalıdır.
Çünkü güçlü federasyonlar, güçlü başkanlarla değil; güçlü kurallarla ayakta kalır.
Prof. Dr. Ekrem Boyalı
Selçuk Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı
Olimpiyat İkincisi
Dünya İkincisi
Avrupa Şampiyonu
Milli Takım Antrenörü









Elinize Emeğinize Yüreğinize Sağlık Tebrik Ediyorum Hocam Türk Taekwondosunun Yüz Akı Sizinle Gurur Duyuyoruz 🇹🇷🇹🇷
Yıllardır yasanan sorunları tam anlami ile belirten cok güzel bir yazi olmuş teşekkürler sayin hocam.
Kıymetli Hocam Ekrem Boyalı yüreğine sağlık biz toplum olarak bir çok konuyu malesef dile getirmekte zorlanıyoruz binlerce Taekwondo gönüllüsü sporcusu Hakem ve Antrenörünün sözcüsü oldun Diline Yüreğine sağlık.