2024 yılında göreve gelen yeni federasyon yönetiminin, 2025 yılında Avrupa ve Dünya Şampiyonaları’nda elde ettiği sportif başarıların sonuçlarını sitemizde paylaştık, takdir ettik ve tebrik ettik.
Ancak şu hususu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum:
Taekwondo branşımız, kurulduğu günden bu yana, o günlerin imkânları doğrultusunda her zaman başarılı olmuş, hatta Türk sporunun lokomotif branşlarından biri hâline gelmiştir. Örnek verecek olursak; 1995–2001 yıllarında Dünya Büyükler Şampiyonalarında Taekwondo branşında 2 altın madalya kazanılmıştır. Bu başarılar, bugünün imkânlarıyla kıyaslandığında son derece sınırlı şartlar altında elde edilmiştir.
Yeni başkanımız ve ekibinin büyük bir bölümü de o dönemin sporcuları, bugünün ise idarecileridir.
2023 yılında, yani bir önceki yönetim döneminde de 3 altın madalya kazanılmış ve kadın takımımız dünya şampiyonu olmuştur. 2025 yılında da yine 3 altın madalya kazanılmış; ancak altın madalyaların birer ikişer tane olacak şekilde farklı ülkelere dağılması sebebiyle ülkemiz genel klasmanda takım hâlinde şampiyon olmuştur. Nitekim geçmişte de yalnızca 1 ya da 2 altın madalya ve yanına eklenen birkaç gümüş ve bronz madalya farkıyla genel klasman takım şampiyonlukları elde edildiği örnekler mevcuttur.
Federasyonumuz, 30 yıl önce de, bir önceki dünya şampiyonalarında yukarıda bahsettiğim başarıları elde etmiştir. Sosyal medya algısıyla, sanki geçmişte bu başarılar hiç yokmuş gibi bir izlenim oluşturmak, doğru ve adil bir yaklaşım değildir. Müsaadenizle, 30 yıl sonra bir altın madalyanın fazladan gelmesi, önceki başarıları küçültmez ya da değersizleştirmez.
Bu başarıların en önemli sebeplerinden biri de, devletimizin son 20 yılda spora sağladığı büyük imkânlardır. Devletimiz, dünyadaki pek çok ülkeye kıyasla spora çok daha fazla destek sunmaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığımız bünyesinde; 1 Bakan, 4 Bakan Yardımcısı, 8 Genel Müdür, 21 Genel Müdür Yardımcısı, yaklaşık 60 daire başkanı ve 64 federasyon bulunmaktadır. Bu ölçekte bir organizasyon yapısına dünyada başka bir örnek yoktur.
Son 20 yılda Türkiye’de dünyanın en modern spor tesisleri inşa edilmiş; Taekwondo dâhil birçok branşta benzeri olmayan sayıda kadrolu antrenör görevlendirilmiş ve federasyonlara çok büyük bütçeler tahsis edilmiştir. Özellikle özerkliğin getirdiği hareket alanı, federasyonlara daha rahat çalışma imkânı sağlamıştır. Taekwondo’nun ana vatanı olan Güney Kore’nin federasyon bütçesi dahi, Türkiye Taekwondo Federasyonu bütçesinden daha düşüktür. Bu durum birçok federasyon için de geçerlidir. Geçmişle bugünü değerlendirirken, devletimizin bu 20 yıllık süreçte yaptığı yatırımları göz ardı etmek, bana göre insafsızlık olur.
Taekwondo branşındaki başarıların temelinde ise tabanda büyük emek veren antrenörlerimiz ve ciddi yatırımlar yapan büyük kulüplerimiz yer almaktadır. Camiamızda gerçekten özveriyle çalışan, eğitimli, donanımlı ve genç antrenörlerimiz bulunmaktadır. Bu yıl katıldığım büyük organizasyonlarda bunu bizzat gözlemledim. Birçoğuyla tanıştım, sohbet etme imkânı buldum. Gelişen imkânlar ve teknoloji sayesinde antrenörlerimiz dünyayı yakından takip etmekte; milli takımla olmasa bile kendi kulüp imkânlarıyla uluslararası organizasyonlara katılarak kendilerini geliştirmektedirler. Bu da doğal olarak federasyon başarılarına yansımaktadır. En büyük pay, sporcularımızın gerçek antrenörleri ve onlara maddi-manevi yatırım yapan kulüplerimize aittir.
Sportif değerlendirmeden sonra, federasyonumuzun yönetimsel performansına da değinmek gerekir. Herkesin bildiği ve gördüğü gibi, 2025 yılında federasyonumuzun düzenlediği tüm şampiyonalara katıldım. Organizasyonları, yönetimde bulunan kişilerin tutum ve davranışlarını yerinde gözlemledim. Antrenörler ve kulüp temsilcileriyle sohbetlerim oldu. Ayrıca bu yaz, yaklaşık 30 ilimizde Taekwondo camiasındaki arkadaşlarımızı ziyaret ettim. Kimi zaman kalabalık toplantılar, kimi zaman bire bir görüşmeler gerçekleştirdim.
Bu görüşmelerde, yeni seçilen federasyon yönetiminin seçim öncesi söylemleriyle, seçim sonrası uygulamaları arasında ciddi farklar olduğunu ve yaygın bir memnuniyetsizlik bulunduğunu gördüm. Bu değerlendirmelere ben de katılıyorum. Federasyon yönetimi, seçilmek uğruna delegelere ve kulüplere; milli takım antrenörlükleri, devlet sporculuğu, kurul üyelikleri gibi sonrasında yerine getirilmesi mümkün olmayan vaatlerde bulunmuştur. Bunların bir kısmı gerçekleştirilmiş olsa da, büyük bir bölümü yerine getirilememiştir.
Teknik kurulların ve milli takım antrenörlüklerinin belirlenmesinde liyakat, bilgi, birikim ve tecrübe ön planda tutulamamıştır. Belirlenen milli takım seçme kriterlerine uyulmamış; federasyon faaliyetleri, ne yazık ki yalnızca delegelik prosedürlerinin yerine getirildiği, çağdaşlıktan uzak yöntemlerle yürütülmüştür. Üzülerek ifade ediyorum ki, bir önceki dönemin yanlış uygulamaları devam etmektedir.
Seçilen federasyon yönetimi, delegelerin oylarını almaya odaklanmış; ancak sonrasına dair yeterli hazırlık, plan ve projelerin olmadığı ortaya çıkmıştır. Geleceğe yönelik somut planlar yerine, ağırlıklı olarak sosyal medya algısı üzerinden ilerlenmeye çalışılmıştır. Seçim öncesinde dillendirilen sponsorluklar ve birçok vaat, maalesef hayata geçirilememiştir.
Geçmişin yanlış tutum ve davranışları artarak devam etmiş; kim kiminle oturdu, kimin paylaşımını beğendi gibi basit meseleler üzerinden camiaya baskı uygulanmıştır. Kendi adıma örnek vermek gerekirse; geçmiş dönemde olduğu gibi maçlara gelmemden rahatsızlık duyulmakta, başkan ve ekibi tarafından mecbur kalınmadıkça selam dahi verilmemekte, bir çay ya da kahve ikramı dahi yapılmamaktadır. Hatta bazı kişiler, ismimi vermeden, beni hedef gösteren ve hakarete varan paylaşımlar yapmaktadır. Bunları yapanlar, başkanın yakın çevresinde yer alan ve geçmişte benim dönemimin sporcuları olan, bugünün idarecileridir. Oysa sporculuk dönemlerinde birçoğuna katkım ve desteğim olmuştur. Ne yazık ki, vefa onlar için yalnızca bir semt adı olarak kalmıştır.
Bununla birlikte, başkanın yönetiminde ve kurullarında yer alıp geçmiş dostluklara ve insani ilişkilere saygı gösteren arkadaşlarımız da vardır. Onlara ayrıca teşekkür ederim.
Camiamızda huzur ve adaletin sağlanamadığını açıkça görüyoruz. Daha önce de vurguladığım gibi; bu camiada kaybolan huzuru, adaleti ve liyakati tesis etmediğiniz; kendine güvenen, güçlü bir liderlik ve yönetim anlayışı sergilemediğiniz sürece, ne kadar madalya kazanırsanız kazanın, o koltuklarda kalmanız mümkün değildir.
Prof. Dr. Fikret Ramazanoğlu’nun bir yazısında ifade ettiği gibi:
“Vaatlerle kandırdığınız, adaletsiz davrandığınız insanlar, zamanı geldiğinde gereğini yerine getirir. Adalet için zaman azaldı.”











Ağzınıza sağlık başkanım.
Başarı Taekvvondo Camiasının ve tüm paydaslarina aittir. Kendileri tüm zamanların zam sampiyonları olarak kendilerini tanımaları daha doğru olurdu.
Saygılarımızla,