Önceki yazımda bir federasyonun yönetim performansını nasıl geliştirmesi gerektiği ve bizlerin bu performansı nasıl ölçmemiz gerektiği konusundaki önerilerimi paylaşacağımı söylemiştim. Antrenörlerin ve teknik kurulların öncelikle saha performansına odaklanması doğaldır, hatta olması gerekendir. Çünkü onların işi sporcu yetiştirmek, müsabaka kazanmak ve sportif başarı üretmektir.
Ancak yöneticilik farklı bir iştir. Yönetimin görevi sadece madalya kovalamakla sınırlı değildir; madalyanın sürdürülebilir şekilde gelebileceği sistemi kurmaktır.
Ne yazık ki bizde çoğu zaman federasyon yönetimleri, yapmaları gereken zor ve görünmeyen işleri yürütmek yerine, teknik kurulların zaten yaptığı işlerin içine fazlasıyla giriyor. Sanki yönetim kurulu değil de alt kurul üyesi gibi davranılan dönemler oluyor. Oysa antrenörün performans anlayışı ile yöneticinin performans anlayışı aynı değildir.
Bugün spor dünyası büyüdü.
Taekwondo gibi başarılı olduğumuz sporlarda, artık sadece madalya konuşulan bir dönem geride kalmalı. Kurumsallık ve sürdürülebilir büyüme için daha fazlasına ihtiyaç vardır.
Şeffaflık, hesap verebilirlik, paydaş ilişkileri, etik karar alma, sürdürülebilir finansman ve kurumsallaşma gibi konular en az sportif başarı kadar önemli hale gelmiştir. Bu durum Taekwondo için geçerli olduğu gibi diğer olimpik spor federasyonları içinde gereklidir.
Spor federasyonlarının genel kurullarında yaşanan temel meselelerden biri de şu:
Antrenör–delege çelişkisi.
Delegelerin önemli bir bölümü aynı zamanda bir yolla aktif antrenörleri temsil ediyor.
Yani bir yandan yönetimden beklentisi olan taraf, diğer yandan yönetimi denetlemesi gereken karar verici konumunda.
Bu doğal olarak bir ikilem yaratıyor:
Bir kişi yönetimi değerlendirirken antrenör olarak mı düşünüyor, yoksa branşın geleceğinden sorumlu bir delege olarak mı?
Elbette antrenörün beklentileri de haklıdır.
Ama delegelik görevi, kişisel beklentinin ötesinde sorumluluk gerektirir. Çünkü seçilen yönetim sadece bugünü değil, Taekwondo’nun yarınını belirler.
Bu yüzden federasyon performansını sadece kısa vadeli sportif sonuçlarla değerlendirmek yeterli değildir.
Kurumsal gelişimi de görmek gerekir.
Bu bakış açısına katkı sağlaması için, bir federasyonun performansını değerlendirirken bakılabilecek dört temel alanı basit şekilde özetlemek istiyorum:
1. Kaynak Üretebilme ve İnsan Gücü Geliştirme
- Federasyon bakanlık ödeneği dışında gelir üretebiliyor mu? Sponsorluk alabiliyor mu?
- Gelir artırımı yeni kaynaklarla mı sağlandı, yoksa sadece rutin ücretleri artırarak mı?
- Artan faaliyetleri kaliteli yapabilmek için insan kaynağı ve organizasyon altyapısına yatırım yapıldı mı?
2. Kaynakları Doğru Kullanma ve Yönetim Anlayışı
- Camiadaki bilgi ve tecrübe havuzundan gerçekten faydalanılıyor mu?
- Kurullar iş üretebiliyor mu, yoksa sadece isimden mi ibaret?
- Milli takım seçimi, kurul kararları ve delegelik süreçleri şeffaf ve adil mi?
- Kulüpler ve sporcular federasyonun işleyişini nasıl görüyor?
3. Ortaya Çıkan Sonuçlar
- Belirlenen hedeflere ulaşıldı mı?
- Finansal yapı güçlendi mi?
- Kulüp, sporcu, antrenör ve hakem sayısı artıyor mu?
4. Geri Bildirim Kültürü
- Sporcu, kulüp ve antrenörler kendini dinlenmiş hissediyor mu?
- Eleştiriler dikkate alınıyor mu yoksa sadece duyuluyor mu?
- Geri bildirimler gerçekten gelişim için kullanılıyor mu?
Amaç kimseyi eleştirmek değil. Amaç değerlendirme ölçümüzü genişletmek.
Çünkü federasyonlar sadece müsabaka kazanan değil, sistemi doğru kuran yönetimlerle büyür. Doğru değerlendirme yapabilirsek, doğru yönetime de daha kolay ulaşırız.










