Taekwondo Federasyonumuz kurulduğu günden bu yana Avrupa ve Dünya Şampiyonaları ile birçok uluslararası turnuvayı başarıyla organize etmiştir. Bu organizasyonların ülkemizde taekwondo sporunun gelişmesi ve yaygınlaşmasında; sporcularımızın, hakemlerimizin ve antrenörlerimizin tecrübe kazanmasında çok büyük önemi vardır. Bu sebeple geleneksel hale gelen Antalya’da düzenlenen Uluslararası Turkish Open turnuvası da son derece kıymetlidir ve her zaman desteklenmelidir.
Bu organizasyonda yarışan sporcu, antrenör ve görev yapan hakemlerimizin başarılarının devamını dilerim.
Ancak bazı konularda eleştiri yapma sorumluluğumuz da bulunmaktadır. Organizasyonun yüksek maliyetleri, bu maliyete kıyasla ortaya çıkan kalite bir yana; özellikle hakem görevlendirmeleri konusu, 2025 yılında olduğu gibi 2026 yılında da Antalya’da düzenlenen turnuvada dikkat çekici bir hal almıştır.
İranlı hakemlere karşı herhangi bir önyargımız söz konusu değildir. Şüphesiz onlar da iyi hakemlerdir. Ancak Belçika’da iki İran kökenli hakem, Antalya’da yapılan uluslararası maçlara iki yıldır davet edilirken; yine Belçika’da yaşayan, Türkiye’de yetişmiş, milli sporcu geçmişi bulunan, ODTÜ Beden Eğitimi ve Spor Bölümü mezunu, İngilizce ve Fransızca bilen, WT 2. sınıf uluslararası hakem olan; 25 yıl önce, daha genç yaşlarda ilk girişinde uluslararası hakem sınavlarını başarıyla geçerek Türkiye Merkez Hakem Komitesi’nde de görev yapan; dünyanın birçok ülkesinde 25 yıldır aktif olarak hakemlik görevini sürdüren; ETU ve WT nezdinde güçlü ilişkileri bulunan; 2025 yılına kadar Belçika Hakem Komitesi’nde görev almış; çok sayıda seminerde eğitmenlik yapmış Arzu Sezen‘in davet edilmemesi çelişkili bir durum değil midir?
Bu toprakların yetiştirdiği, yılın önemli bir bölümünü hâlâ Türkiye’de geçiren, ülkesinden kopmamış Arzu Sezen neden davet edilmez? Bu durum, bana göre federasyonumuzun bir ayıbıdır.
Yurt dışında yaşayan Türk hakemlerimize neden aynı yaklaşım gösterilmez? Bu tercihlerin gerekçesi nedir?
Türkiye’de yetişmiş birçok uluslararası hakemin farklı gerekçelerle kenara itildiği yönündeki algı zaten camiada konuşulmaktadır. Ancak Arzu Sezen, federasyon seçimlerinde taraf olmamış, herhangi bir kulis faaliyetinde bulunmamış, yalnızca mesleki başarılarıyla öne çıkan bir isimdir. Buna rağmen davet edilmemesi, “istenmeyen” bir yaklaşımın varlığına dair soru işaretlerini güçlendirmektedir.
Yurt dışında görev yapan Türk hakemlerimizin, Avrupa’daki diğer hakemler kadar değeri yok mu? Ülkemizi uluslararası arenada temsil eden bu isimlere sahip çıkmak, desteklemek ve onları değerlendirmek federasyonun sorumluluğu değil midir?
Daha önce de ifade ettiğim gibi; adalet ve huzur sağlanmadığı sürece bu camiada kalıcı başarıdan söz etmek mümkün değildir. Adil, kapsayıcı ve liyakat esaslı bir yaklaşım sergilenmediği sürece, bu camiaya adını altın harflerle yazdırmak da mümkün olmayacaktır.











